Kahvesinin son yudumunu alıp telefonuna baktı. Ekranda beliren mesajlar yüzünü güldürmeye yetiyordu. Heyecanla hemen cevap yazmaya koyuldu. Hemen cevap veriyordu evet, çünkü karşısında onunla gerçekten konuşan biri vardı. Mesajları geç görme, suni meşguliyetler yaratma gibi ilişki taktikleriyle uğraşmayacak kadar netti hisleri. Bu her neyse, taktiksiz ve yalansız olmalıydı. Tanıştıklarından beri çok akıcı ve eğlenceli bir diyalog kurmuşlardı. Birbirlerinin yanında vaktin nasıl geçtiğini anlamıyor, saatlerce sıkılmadan sohbet ediyorlardı. Arkadaşlık olarak başlayan bu süreç bir anda ilişkiye evrilmişti. Yıldırım aşklarına inanır mısınız? Bir saniye önce sizin için normal olan bir insana bir saniye sonra aşık olabilirsiniz. Ayak parmaklarınızdan saç diplerinize kadar bir elektrik yayılır, sanki bütün hücreleriniz büyülenmiştir. Evet, bu da bir yıldırım aşkıydı onun için. Tam da artık ”asla aşık olmayacağım” derken hayatının aşkını bulmuştu. Bu konuda Tanrının ironik bir mizah anlayışı olduğunu düşünüyordu.
‘’Rox?’’
Birkaç haftadır iş çıkışı buluşup favori mekanlarına gidiyorlardı. Burada şarap eşliğinde saatlerce sohbet ediyorlardı. Kısa ve öz bir davet mesajıydı. Ama yüzünde kocaman bir gülümsemeye sebep oluyordu. Mekanın adını bile telefonda görünce içi ısınıyordu. Çünkü oraya gittiğinde ne kadar eğleneceğini biliyordu. Daveti kabul ettiğine dair bir cevap yazıp hemen tuvalete koştu. Makyajını tazeledi, saçını taradı, parfümünü sıktı, rujunu da sürüp olay yerini terk etti. Akşam için hazırdı. İmkanı olsa uyumak için bile eve gitmezdi. Hayatında hiç kimseyle böyle bir bağ kurmamıştı daha önce. Resmen onunla vakit geçirmeye doyamıyordu. Mesainin bitmesini sabırsızlıkla beklerken camdan dışarı baktı. Kar yağmaya başlamıştı. Geçirdiği en mutlu kış olabilirdi. Çıkış vakti geldiğinde heyecanla dışarı çıktı, topuklu çizme giymek için yanlış bir gündü. Sokağın köşesinde onu gördü. Akşam saatlerinin yarattığı kalabalığa rağmen birbirlerini hemen bulmayı başarmışlardı. Ördek gibi ayakları kaya kaya yanına gitti. Hemen sohbet etmeye başladılar. Birlikte oldukları her an gülüyorlardı. Birbirlerine anlatmak istedikleri şeyler asla tükenmiyordu. Mekanın olduğu sokağa girdiklerinde yürümek daha da zorlaşmıştı. Bir anda kendini havada buldu. Sevgilisi, tek kolunu beline dolayıp onu kaldırmış, o da kollarını sevgilisinin boynuna dolamıştı. Bir bütün halinde böylece kimse yere düşmeden hedefe ulaşmayı başarmışlardı.
‘’Sarhoş olsak ya..
Kimiz unutsak ya..’’
Her zamanki masalarına yerleştikten sonra yemeklerini ve şaraplarını sipariş ettiler. Sohbet ederken camdan dışarı baktı. Kar şiddetini arttırıyordu. Enfes bir manzaraydı bu. Önden şaraplar geldi, bir yudum aldı ve gülümsedi. İçinden şükretti yaşadığı an için. Her şey mükemmeldi. Zeki, eğlenceli ve ince düşünceli bir erkekle birlikteydi. Yaptığı jestler, sürprizler, sevgisini gösterme şekli.. Her şey bambaşkaydı. Her hücresinde hissediyordu sevildiğini. Sürekli birbirlerine dokunuyorlar, el ele oturuyorlardı. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. En sevdiği şarabı yudumluyordu. Daha ne isteyebilirdi ki? Dünyanın en şanslı kadını olduğunu hissediyordu. Karşısındaki adam sürekli gözünün içine bakıyor, onu mutlu etmek için aklına gelen her şeyi yapıyordu. Çoğu kişinin gıpta ederek baktığı bir ilişki yaşıyorlardı. Yalanların olmadığı, üçüncü kişilerin yer almadığı, sadece birbirlerine ait oldukları bir dünya kurmuşlardı kendilerine. İlişkileri henüz çok yeni olmasına rağmen sevgilisi için her şeyi feda edebilirdi. Sonsuza dek böyle sürecekmiş gibi.
Çoğu kadın, ilişkinin başında karşı tarafa daha zarif görünmek adına kendini farklılaştırabiliyor. Onun ise öyle bir derdi yoktu, tanıştıkları andan beri içinden geldiği gibi davranmıştı. Öyle ki o akşam yemeğinin klasik porsiyonuyla doymadığı için iki porsiyon sipariş etmişti. Garsonun tabaklardan birini sevgilisinin önüne koymasıyla gülmeye başladı. Utanarak o tabağı da kendi önüne çekti. Garsonla sessizce bakıştılar. Adamın şaşkın ve yargılayıcı bakışları başka yöne kaydığı anda sevgilisiyle birbirlerine bakıp kahkaha atmaya başladılar. O bir boğa burcuydu, her şeyden önce karnının doyması gerekiyordu! Pişman değildi, yemeğini bir güzel yiyip dünyanın en güzel manzarasına bakarak şarabına devam etti. Saatin nasıl geçtiğini fark etmeden kadehler devrildi, sigaralar yakıldı, yağan karın sessizliğine karıştı kahkahaları. Ne hissettiğini tam olarak tanımlayamasa da hayatının tamamen değişeceğini hissediyordu. Öyle de oldu.
‘’Yıllar önceydi,
Çok da güzeldi, şimdi düşününce
Benimsin demiştin, ben de senin..’’
Telefonuna gelen mesaj bildirimiyle irkildi. Gözü tarihe takılmış, dakikalarca aynı noktaya bakmıştı farkında olmadan. Cevap vermesi gereken bir mesajdı bu, kafasını hafifçe sağa sola sallayıp odaklanmaya çalıştı. Fonda Teoman çalıyordu, şarabından bir yudum aldı. Bir tane de djarum yaktı. Çok mutlu veya çok üzgünse genelde bu sigarayı içerdi. Bir nevi ritüel gibi. Sigarasının dumanı havaya karışırken kitabın favori bölümlerinden birinin son satırlarını okudu tekrar. Fonda çalan şarkının sözleriydi bu. Diğer bölümlere kıyasla sıradan gibi görünen ama onun için oldukça anlamlı bir bölümü okumuştu. Derin bir nefes alıp kitabı kapattı. Mesaja cevap yazdıktan sonra işleriyle ilgilenmeye başladı. İmza günü için hazırlanması gerekiyordu. Kitabı bestseller listelerinde ilk sıradaydı iki haftadır. Çocukluğundan beri yazıyordu, en zor dönemlerinde yazarak ifade etmişti kendini. Karanlığından doğan bir ışık olmuştu bu kitap, hayatını değiştirmişti. Yazarlığı profesyonel bir şekilde yapacağına kendisi hiçbir zaman inanmamıştı oysa ki. Hiç beklemediği yerlerde, hiç beklemediği insanlarla tanışmış ve hayat ona bu şansı sunmuştu. Kafa dinlemek için çıktığı tatilde çok sevdiği bir yayınevinin editörüyle tanışmış, ona yazılarının bir kısmını okutmuştu. Editör, yazıları çok beğendiği için ona bir proje teklifiyle gelmişti. Bu proje, hayatını değiştirecekti. Hiç düşünmeden teklifi kabul etti ve kitabını yazmaya başladı. O kadar büyük bir kitleye hitap ediyordu ki, kitap basıldıktan kısa bir süre sonra çok satanların zirvesine yerleşmeyi başarmıştı. Hep bugünün hayalini kurardı, okurlarıyla sohbet ettiği bir imza günü… İmza günleri, röportajlar, söyleşiler derken yoğun bir programı vardı artık. Her gün mutlu ve enerjik görünmesi gerekiyordu. Spora gidiyor, beslenmesine dikkat ediyor, olabilecek en iyi versiyonunda yaşamaya çalışıyordu. Kıyafetlerini giyerken menajeri aradı. Son kontrolleri yapıyordu, geç kalmaması için uyardı yazarını. Hızlıca giyinip sade bir makyaj yaptı, sabah kuaföre gitmişti neyse ki. Hazırlanma faslı bitince djarumundan son bir nefes çekti içine, koşarak çıktı otelden. İmza gününün düzenlendiği kitabevi oldukça büyüktü ve otele çok yakındı. Trafiğe takılmadan olması gerektiği yere ulaştı. Heyecandan kalbinin atışı kulaklarında yankılanıyordu. Görünmeyeceği bir yerden kalabalığa baktı gizlice. Kitabın büyük maketinin yanında fotoğraf çektirenler vardı. Maketin karşısında kendi resminin de bulunduğu bir afiş vardı. Hakkını vermeliydi, PR çalışması çok başarılıydı. Şimdiden kitabın dizisinin veya filminin çekilmesi konuşuluyordu. Çünkü her insanın kendinden bir parça bulabileceği, kendi hatıralarıyla yüzleşmelerini sağlayan bir eserdi bu. Klişelerin aksine mutsuz sonla bitiyordu. Binlerce insanın yaralarını sarıyor, onlara kendilerini sorgulatıyor ve yine de yüzlerini güldürmeyi başarıyordu. Bu dünyada artık bir izim var diye düşündü kitabının maketine bakarken. Hayatında daha gururlu olduğu bir an yaşamamıştı. İmzalarını atacağı masanın ön tarafında çok da dikkat çekmeyen bir yazı vardı. Kitabevinin minik bir jestiydi bu, kitabının adına ithafen tatlı bir karşılama olacağını düşünmüşlerdi.
‘’Renkli Rüyalar Oteli’ne hoş geldiniz’’
Yazıyı okur okumaz suratına kocaman bir gülümseme yerleşti. Arkasında duran menajerine sarıldı, etrafına baktı hızlıca. Parfümünü tazeledi, aynada son kez kontrol etti kendini. Masaya doğru yürümeye başladı. Ayak sesleri duyulunca kalabalıkta ufak bir sessizlik oldu. Karşısında, bir yerden tanıyormuşçasına suratına bakan onlarca çift göz vardı. Gülümseyerek selam verdi kalabalığa. Yerine oturduğunda başardığını hissetti. Ufacık bir saniye kalabalığa dikkatlice bakıp hafızasına kazıdı bu anı. Hazırdı, mutluydu, sonunda olması gereken yerdeydi. Kalemin kapağını çıkarırken ilk okurunun kendine doğru yürüdüğünü gördü. Mutluluktan çığlık atmak istiyordu. 20’lerinde bir kadındı, hızlıca kendini tanıttı ve kitabı okurken en çok etkilendiği yerlerden bahsetti. Her okur kitapta farklı bir şey bulmuştu kendine ait. Yaraları benimle aynı yerden kanayan ne çok insan var diye düşündü. Renkli Rüyalar Oteli ağır dram içeren bir kitap olmasa da en vurucu kısımları genelde gözlerin nemlenmesine sebep oluyor, kimi zaman da sayfaları çevirirken sizi güldürmeyi başarıyordu. Elinde kitabıyla masaya yaklaşan herkesle sohbet ediyor, isteyenlerle fotoğraf çektiriyordu. Kimsenin suratı asık bir şekilde kitabevinden çıkmasına izin vermemişti ilk imza gününde. Her şey mükemmeldi. Kalabalık dağıldıktan sonra menajeri ve kitabevinin müdürüyle bir kahve içti. Çok vakti kalmamıştı, arkadaşlarının organize ettikleri kutlama yemeğine katılması gerekiyordu. Otele uğrayıp üstünü değiştirdi, rahat ama şık bir şeyler giydi. Yorgunluktan bayılmak üzereydi ama bugünü kutlamayacaksa hangi günü kutlayacaktı ki? Mekana girdiğinde bu sefer en değerlileri tarafından alkışlandı. Heyecanı yerini huzura bırakmıştı. Herkesi tek tek öptükten sonra yerine oturup büyük günün kritiğini yapmaya başladı hevesle. Kokteyllerin biri gidiyor diğeri geliyor, en sevdiği şarkılar peş peşe çalıyordu. Sevdiği herkes bugün onun için var olmuştu. Her şey onun için planlanmıştı. Belki sabahtan beri yüz kez dinlemişti Teoman’dan Renkli Rüyalar Oteli’ni, ama hiç sıkılmamıştı.
