Hayatın Gerçekleri

Cingıl Beeeelllss Cingıl Beeeelllss!


Sadece beni yakından tanıyanların bildikleri bazı şeyler var. Çok özel değil aslında ama şeytanın ayrıntıda gizli olduğu detaylar. En sevdiğim yemek makarnadır. Evet, çeşit çeşit sosla günlerce sıkılmadan makarna yiyebilirim. Aşığım kendisine. Gün içinde en huzurlu olduğum anlarda genelde kahve içerim. Kafein bağımlısı diyebilirsiniz, bilemiyorum. Bildiğim tek şey kahvesiz geçen günlerimin güzel günler olmadığıdır. Anı hissetmeyi çok seviyorum. Bunu, günümüzde çoğu insanın hayat telaşından unuttuğu kanaatindeyim. Çok mutlu olduğum bir anda birkaç saniye durup o anı hafızama kazımaya çalışıyorum. Çok sevdiğim biriyse bu mutluluğun kaynağı, ona bakıyorum uzun uzun. Yağmur ve kar yağmasına bayılırım, çok güzel yağıyorsa işi gücü bırakıp hemen bi kahve yapıp izliyorum manzarayı. Yani bunu size nasıl tarif etsem? Direkt telefonu eline alıp kameraya sarılanlardan değilim, o anı iliklerine kadar hissedip hafızasına kazımayı tercih edenlerdenim. Sayımız az olsa da benim gibilerin bir yerlerde hala yaşadığını biliyorum. Ve şimdi, yılın en en en sevdiğim zamanına geldik. Küresel ısınma yüzünden canım ülkemin kurak kışları görsel olarak beni tatmin etmese de yılbaşının gelmesi demek içimin kıpır kıpır olması demek. It’s timeeeeeee!!!

Nedir bu yılbaşı tutkusu dediğinizi duyar gibiyim. Çocukluğumdan beri ışıl ışıl süslenmiş kocaman çam ağaçlarına büyülenerek bakarım. Zaten kendimi bildim bileli parlak ve süslü şeylere zaafım vardır, sanki doğduğumdan beri benimle olan özelliklerimden biri gibi. Görsel şölen sunan her şey benim için yaşamaya değerdir. Yılbaşı öncesindeki 1-2 aylık süreç de bu yönümü feci şekilde besliyor. Son birkaç seneye kadar yaşadığım bölgede kışlar oldukça kar yağışlı geçiyordu. Önceden kendimi yaz insanı olarak görürdüm buna rağmen kar yağmadan önce oluşan o turuncu gökyüzü beni heyecanlandırırdı. Bilirdim ki birkaç saat sonra her yer bembeyaz olacak. Ve öyle de olurdu. Karın oluşturduğu o estetik görüntü bence en güzel doğa olayı. Hele bir de böyle kocaman kocaman kar taneleri saatlerce aralıksız yağıyorsa değmeyin keyfime! Böyle zamanlarda önce kendimi sokağa atmayı tercih ediyorum. Her kar yağdığında yaparım bunu, dışarı çıkıp bir süre yürüyorum. Botlarımdan gelen o gırç gırç kar sesi… Tanrııımm! Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum ve kar tanelerinin düşüşünü izliyorum bir süre. Gerçek bir terapi. O an zihniniz bomboş oluyor. Düşünmek isteseniz de hiçbir şey düşünemiyorsunuz. Abarttığımı düşünenler olabilir ama anı yaşamak derken tam olarak bahsettiğim şey bu. O anı hissetmek. Ve ben bu konuda oldukça başarılıyım. Neyse efendim, her kar yağdığında böyle mest oluyorum işte. Eğer o lapa lapa kar yağma evresi gece saatlerine geldiyse şehirde de ölümcül bir sessizlik oluyor. Araba yok, insan yok. Sanki kıyamet kopmuş da sadece ben hayatta kalmışım gibi. İşte o sessizliğin verdiği huzur bambaşka. Bu sene dört gözle kar yağmasını bekliyorum. Yılın en güzel zamanının tek eksiği bu çünkü şu an! Evet, yılın en güzel zamanı. Çünkü baktığınız her şey içinizi ısıtıyor.

Benim için artık gelenekselleşmiş bir döngü var. Her sene yılbaşından önce şehirler süslenmeye başladığı zaman gidebildiğim her yere gidiyorum. Sanki ne kadar çok ışıltı görürsem o kadar verimli bir kış oluyor. Normalde pek mağaza gezen biri değilimdir, ama yılın bu zamanında avmler benim için bir ev gibi. Hangisi daha güzel süslenmiş diye geziyorum. Avrupa’da veya kuzey ülkelerinde yaşasaydım eminim christmas market sapığı olurdum. Çünkü her şeyin yılbaşı temalı versiyonunu bulabiliyorsunuz. İnsanın içi sıcacık oluyor! Sanki böyle battaniyeye sarılıp film izliyormuşçasına bir sıcaklık. Sessiz bir huzur. Çok sevdiğim kahvecide gingerbread latte çıkmaya başlıyor. Alıyorum kahvemi, yılbaşı ürünleri satan mağazalarımı gezmeye başlıyorum. Kar küresi, pijama, çorap, kazak, kahve kupası favori yılbaşı bebeklerim. Peki ya siz? Benim gibi christmas sapığıysanız bir mail kadar uzağınızdayım.

Sürpriz yapmaya ve yapılmasına bayılan biri olarak yılbaşı çekilişlerine hep katılmışımdır. Okuduğum zamanlarda okulda, çalıştığım zamanlarda ofislerde genelde çekilişleri organize eden kişi olmuşumdur. Evet, o çekilişlerde hiçbir zaman sürpriz son dakikaya kadar sır olarak kalmaz ama yine de hediyeleşmek bence yılbaşının diğer güzel yanlarından biri. Hediyeler verilir, arkadaş grubuyla tabu oynanır, içkiler içilir, sabaha kadar sohbetler edilir.. Ne abarttın bee demeyin! Burada mesele yeni yıla girmek değil bana göre. Evet 3 saniye önce 2025’te iken şimdi 2026’dasın ne değişti? Bir şey değişmedi kardeşim. Önemli olan o kutlama ruhunu yakalamak sadece. Huzur bulmak, sevdiklerinizle eğlenmek, özel bir şeyler planlamak. Kendimi bildim bileli her sene yaşadığım bu tutkuyu ölene kadar da sürdürme niyetindeyim. Umarım christmas marketlerde çılgınlar gibi gezdiğim, kar altında sevgilimle dans ettiğim yeni yıllar kutlayabilirim!

Her sene, yılın son zamanlarında kafamın içinde bir yıl sonu raporu oluşturuyorum. Spotify’ın bu sene en çok ne dinledin tarzı analizleri gibi o sene yaşadıklarımı düşünüyorum. Ve şimdi 2025’i düşünüyorum. Yılbaşı coşkusunu yaşamak için uğraştığım şu günlerde aslında hayatımın en zor senelerinden birini yaşadığımı biliyorum. Mide ağrılarından uyuyamadığım, terapiye ve antidepresana başladığım, özellikle son çeyrekte bol bol ağladığım bir seneydi. O nedenle bu sene doya doya christmas market sapığı olamadım maalesef. İçimden gelmedi. Neyse götümüzü toplayacağız! 2026’da minnoş kalbimin kırılmamasını umarak uzun zamandır görmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir yere gidiyorum. Şimdi yılbaşını geçireceğim canım Çanakkalem sayesinde 2026’ya güzel başlamayı ve bütün yılın çok güzel geçmesini diliyorum. Yolculuk planımı yaparken Bihter Ziyagil’i anladığımı hissediyorum.

‘’Hiç yaşamamış olmayı dilerdim bu seneyi.’’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir