Kurgusal Dünyalar

Yasemin Kokusu


Yıldırım sesiyle yerinden sıçradı. Saatlerdir yağmur yağıyordu. Ne zaman yağmur yağsa şehirde kaos olurdu. İnsanlar gidecekleri yere ulaşmak için koşarlar, su birikintilerinin üstünden atlarlar, trafik mutlaka tıkanır ve aracıyla 10 dakikada 1 metre ilerleyebilen sürücüler birbirlerine ağız dolusu küfrederlerdi. Şemsiyesini açmaya çalışırken tellerden birini kıran kızla göz göze geldi. Rüzgar o kadar şiddetliydi ki kızcağız şemsiyeyle birlikte havaya uçacak gibiydi. Şemsiyesi açılmadığı için sırılsıklam olmuştu. O da küfrediyordu. Doğayı bu kadar güzelleştiren bir mucize şehir hayatını cehenneme çeviriyordu. Kimileri de tam aksine yağmur yağınca sanki hep bu anı bekliyormuş gibi bi kahve demleyip pencerenin kenarına kurulurdu. Evi ve parası olanlar için geçerliydi tabi bu durum, onun gibi evsizler için yağmur ve kar yağması sadece çileden ibaretti.

Kaldırımın kenarında, bir binanın girişine sığınmıştı. Haftalardır sokaktaydı. Çocuklarını kaybettikten sonra hiçbir şeyi kalmamış ve sokakta yaşamaya başlamıştı. Bir anne için ne kadar üzücü bir durum değil mi? Anneler için çocukları her şeydir derler. Anne hakkı ödenmez, cennet annelerin ayaklarının altındadır, en büyük acı evlat acısıdır… Evlatlarını hiçlikte kaybetmiş bir anneye hangi teselliyi verebilirsiniz? 3 çocuğu vardı. 2 erkek 1 kız. Bütün günü onların karnını doyurmak, onları uyutmak ve onları sevmekle geçerdi. Uyurken bile yanından ayırmazdı. Gözünden sakınırdı bebeklerini. 1 ay önce güneşli bir sabaha uyandılar ailecek. Bir kadın vardı kapının önünde. Kapı açılır açılmaz bütün parfümü odanın içine dolan bir kadın. Uzun boylu, kumral saçlı, iri gözlü bir kadın. Yüzünü hiç unutmuyordu. Ve kokusunu. Kadın bebeklere doğru eğildi, kucağına almak istedi. Bebekler doğalı daha 2 hafta olmuştu, kesinlikle yabancıların bebeklerine dokunmasını istemiyordu. Kadın kucağına almak için hamle yapınca bebeklerinin önüne geçti, engellemeye çalıştı. Kadının güçlü kolları vardı, onu tutup odanın diğer tarafına doğru fırlatmaya çalıştı. Ama hayır, bebeklerine kimse dokunamazdı! Gücünü toplayıp ayağa kalktı ve hemen kadına saldırdı. Ama ne fayda! Evin sahibi olan suratsız adam gelip olaya müdahale etti. Sadece bağırabiliyordu artık. Adam kollarından sıkıca tuttuğu için kıpırdayamıyordu. Kadının bebekleri evden götürüşünü izlerken avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Ama kimse ona yardım etmiyordu. Kadın yürüdükçe kokusu şiddetleniyordu evin içinde. Bebeklerine son kez bakarken çiçekler açıyordu sanki her yerde. O gün nefret etti yasemin kokusundan. Bütün hücreleriyle nefret etti.

Bebekleri gittikten sonra sonsuz bir mutsuzluğun içinde buldu kendini. Suratsız adam onu eve hapsetmiş, gitmesine izin vermiyordu. Oysa ne umutlarla gelmişti buraya. Şimdi umudun zerresi kalmamıştı içinde. Uyuyamıyordu, yemek yiyemiyordu. Sanki boğazında bir düğüm, içinde kocaman bir boşluk vardı. Bebeklerini düşünüyordu. Güvendeler mi? Karınları tok mu? Üşüyorlar mı? Suratsız adam kendisine bulaşmasın diye sürekli uyuyor taklidi yapıyordu aslında yarı baygın şekilde 24 saatlik döngülerin bitmesini bekliyordu. Bitsin de tanrı canımı alsın artık diye gün sayıyordu. Defalarca evden kaçmaya çalışmıştı ama başarılı olamamıştı. Artık çabalamaya gücü yoktu. Kimse sesini duymuyordu. Şehrin göbeğinde, kocaman bir binada yaşıyordu ama karşı komşu bile sesleri duyduğu halde kafasını camdan çıkarmamıştı. İnsanlar ne kadar duyarsız diye düşündü. Burda beni öldürseler kimsenin umrunda olmayacak dedi. Artık sadece bebeklerinin iyi olması için dua ediyordu.

Yağmur yağmaya başlamıştı. Camın kenarından kafasını uzattığında arka bahçenin kuru otlarıyla göz göze geldi. Ne kadar bakımsızdı! Tıpkı ruhum gibi bu bahçe de ölü dedi. Öyle ki o efsane yağmur sonrası toprak kokusunu alabileceğiniz bir toprak bile yoktu. Zaten yağmur romantizmi yapacak hali de kalmamıştı. Oysa önceden ne çok severdi, her yağmur yağdığında camın kenarına geçip sadece yağmurun sesini dinlerdi. Camdan süzülen damlaları izlerdi. Terapi gibiydi. Değişen hava koşulları artık hiçbir şey ifade etmiyordu. Kuru otlara bakıp overthinklerken bir ses duydu. Suratsız adam telefonda birine bağırıyordu. Çok öfkeliydi. Bekle beni diye bağırıyordu. Sesi o kadar şiddetliydi ki, umarım yanıma gelip bana bir şey yapmaz diye diledi içinden. Evet ölmek istiyordu ama acı çekmeden ölmeyi tercih ederdi. Adam rüzgar gibi esip evden çıkmıştı hatta o kadar öfkeden gözü dönmüştü ki evin kapısını bile açık bırakmıştı. Kilitli olmayan bir kapı! Hiç düşünmeden dışarı attı kendini. Kötü havalarda sokak hayvanlarının sığınabilmesi için yönetici binanın kapısını açık bırakmıştı. Hayvanların üzerinden atlayarak dışarı attı kendini. Sonunda özgürdü. Dışarı çıkmayalı aylar olmuştu. Gökyüzüne baktı, yağmur damlalarının suratına çarpmasını hissetti. Nefes aldı ilk kez. Günlerdir bir şey yememişti ona rağmen kendini iyi hissediyordu. Sokak boyunca yürüdü. Etrafı izledi. Suratsız adamdan uzaklaşması gerekiyordu o yüzden etrafı pek bilmese de yürümeye devam etti. Nereye gittiğine dair hiçbir fikri yoktu. Sadece yürüyordu.

Suratsız adamın yanında kalmaktansa sokaklarda diğer homelesslar gibi yaşamayı tercih ederdi. Öyle de oldu. Belki bebeklerimi bulurum umuduyla sürekli etrafını izliyordu istemsiz. Ama kocaman şehirde onları bulmasının imkanı yoktu, üstelik sokakta yaşayan biri için imkanlar daha da kısıtlıydı. Bebekleri belki de götürüldü bu şehirden, belki de kilometrelerce uzaktaydı onlardan. Bu kötü ihtimalleri düşündükçe ölmek istiyordu. Kendisi gibi evsizlerden bir çevre oluşturmuştu. Sayıları o kadar fazlaydı ki… İnsanlar onun gibilere pek yardım etmeyi tercih etmiyorlardı. Sanki eviniz yoksa, sefalet içinde yaşamayı ve aynı sefaletle ölmeyi hak ediyormuşsunuz gibi. Günlerce aç ve susuz kaldığı zamanlar oluyordu. Bir gün bir adam yaklaştı yanına, ona yemek ısmarlamayı teklif etti. Yabancılara güvenmese de açlıktan ölmemek için başka çaresi yoktu. Adamla birlikte yürüdü biraz. Ama yemeğe dair herhangi bir işaret yoktu. Ne zaman yiyebileceğini sormak isterken karnına sert bir darbe yedi. Ortada hiçbir sebep yokken adam birden vurmaya başlamıştı. Canı o kadar yanıyordu ki karşılık vermek istese de gücü yoktu, ordan kaçmalıydı. Ama adam kaçmasına izin vermiyor, sürekli vuruyordu. Belli ki psikopatın tekiydi. O sırada yoldan geçen birkaç kişi durumu görüp müdahale etti. Koşarak kendine ev bildiği sokağa geri döndü. 13 senedir sokakta yaşayan bir arkadaşı vardı. Ona anlattı yaşadığını. Arkadaşı sadece ’’kimseye güvenme’’ dedi. ‘’Sokakta yaşıyorsan her zaman tetikte olmalısın’’ Daha önce iyi insanlarla tanışmıştı oysa ki. Hayatının bu döneminde hep kötülere denk geliyor olabilir miydi? Başına ne zaman kötü bir şey gelse bebeklerim de aynı acıları yaşıyor mu diye düşünüp kendini yiyip bitiriyordu. Biraz huzur bulmak için onların güvende olduğunu hayal edip kendini kandırıyordu. Etrafında çocuklarını kaybetmiş anneler de vardı, sadece onlar anlıyordu bu acıyı. Dünyanın herkes için güvenli bir yer olmasını çok isterdi ama maalesef sokakta kalanlar için dünya fazlasıyla acımasızdı. İnsanlar size istedikleri gibi davranmayı kendilerinde hak görüyorlardı, sanki sokakta olduğunuz için yaşamaya hakkınız yokmuş gibi. Bir arkadaşı tecavüze uğramış, biri sırf zevkine işlenen bir cinayete kurban gitmişti. Sokakta geçen her gün dünyadan nefret etmek için yeni bir sebepti.

Sonbahar bu şehirde oldukça yağmurlu ve rüzgarlı geçiyordu. Son zamanlarda uyuduğu bölge rüzgara karşı pek dayanıklı değildi. Kendine yeni bir güvenli liman yaratması gerekiyordu. Oldukça zayıftı, bazen şiddetli rüzgarlarda havaya uçabileceğini hissediyordu. Suratsız adamın evinin yakınlarında terk edilmiş bir ev vardı. Madde bağımlılarının olmadığı zamanlarda homelesslar için güvenli olabiliyordu burası. Bi bakalım kimler var diyerek yürümeye başladı. Bir rüzgar esti. Yasemin kokulu bir rüzgar. Kokunun geldiği yöne doğru kafasını çevirdi. Bir mağazanın içindeydi bebeklerini çalan kadın! İnsanlarla kahkahalar atarak konuşuyor, samimi olduğunu sanarak onlara saçmasapan mimikler yapıyordu. Sevimsiz! Kadının her hareketini izlerken heyecandan kalbi yerinden çıkacak gibi oluyordu. Çocuklarımın nerede olduğunu öğrenene kadar senin yakandayım kadın! dedi. Mağazanın önüne geldi. İçeri girmek için cesaretini toplamaya çalışıyordu. İçerden çıkan bir müşteriye çarptı kapıdan geçerken. Koşarak kadının yanına gitti. Ne olduğunu şaşırmış vaziyette suratına baktığını gördü. Aylardır bitmek bilmeyen öfkesi ve nefreti patlamıştı resmen. Kadın ona doğru hafifçe eğildiğinde tırnaklarını suratına geçirdi. Yüzü kan içinde kalana kadar çekmedi ellerini kadının suratından. Gözlerini oymak istiyordu. Bir yandan da durmaksızın bağırıyordu bebekleri için. Bir ses duydu o an. Kaosun ortasında bir nefes gibi. Sese doğru kafasını çevirip baktığında bebeklerini gördü. Ordalardı. Cam bir kutunun içinde, dışarı çıkabilmek için zıplıyorlardı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Hemen bebeklerinin yanına doğru koştu. Patisini cama dayadı. Acı acı miyavladı. Yavruların renkleri, yüz şekilleri annelerinin aynısıydı. Yasemin kokulu kadın, yavruları suratsız adamdan satın almıştı. Suratsız adam, yıllardır cins kedileri evine hapsedip kendine bir üretim tesisi kurmuştu. Yavruları da petshoplara satıyordu. Kadın, annenin yavrulara ulaşma çabasını izlerken onun suratsız adamın evindeki anne kedi olduğunu hatırladı. Sadece pislenmiş ve çok zayıflamıştı. Yakın zamanda kendisi de defalarca çocuk sahibi olmayı denemiş ama hamilelikleri düşükle sonuçlanmıştı. Belki de bu yüzdendir, suratı yara içinde kalmasına rağmen hiç öfkelenmemişti. Anne kediyi camın içine, çocuklarının yanına bıraktı. Dolaptan biraz yaş mama alıp anneyi besledi. O akşam, bebekleri ve anneyi kendi evine götürdü. Hep hayalini kurduğu kızı için hazırladığı odaya yerleştirdi kedileri. İçindeki evlat özlemi yaptığı iyilikle biraz dinginleşmişti. Daha önce defalarca sırf para için annelerinden ayırdığı yavruları hatırladı. Vicdan azabından ölebilirdi. Maalesef yaptığı kötülüğü anlamak için kendi bebeğini kaybetmesi gerekiyordu. Belki de bu yüzden çocuğu olmuyordu, kim bilir? Etraflarına çekinerek bakan kedileri izledi sessizce. Bebekler annelerine kavuştukları ve petshoptan kurtuldukları için mutluydular. Biraz top oynadıktan sonra birbirlerine kıvrılıp uyudular. Anne kedi ilk kez kendini güvende hissediyordu. Tam umudunu kaybetmişken hayat tekrar patisinden tutmuştu. Bebeklerine kavuştuğu ve sıcak bir yuvaya sahip olduğu için kadına bakıp gırrrladı. Bu, onun dilinde bir nevi teşekkürdü. İnsanlar o kadar da kötü değillermiş dedi içinden. Sokaktaki diğer arkadaşlarını düşündü. Her canlı sevilmeyi hak ediyordu. Hepsinin sıcacık yuvalarda, güvende olduklarını hayal etti bir an. Haftaların, ayların yorgunluğuyla kapandı gözleri. Uykuya dalarken fark etti, bütün ev yasemin kokuyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir