Kurgusal Dünyalar

Hamburger


Sınava on beş dakika kalmıştı.

Heyecandan avuç içleri terliyordu. Defalarca kimliğini, sınav giriş belgesini kontrol etti. Hiçbir hata yoktu, her şey eksiksizdi. Gece iyi bir uyku çekmek için duyduğu bütün ritüelleri denediyse de stresten gözüne uyku girmemişti. 2 saatlik uykuyla sınava gireceği için kendine kızıyordu. Ya uykusuzluktan okuduğunu anlamazsa? Ya şıkları kaydırırsa? Senelerce bu sınava hazırlanmıştı, artık hata yapma lüksü yoktu. Ailesinin ondan büyük beklentileri vardı. Tıp fakültesini kazanmasını ve idealist bir doktor olmasını bekliyordu herkes. Bu beklentinin altında öylesine ezilmişti ki başka bir alternatifi düşünemiyordu bile. Kendini tek seçeneğe şartlamıştı. Bu seçeneğin yaşanması için de sınavdan iyi bir puan almalıydı. Erkek arkadaşı da tıp istiyordu, aynı okulu yazıp bu şehirden onunla birlikte kaçmak şahane olacaktı. Önünde son bir engel kalmıştı hayallerine kavuşmak için, avuç içlerini terleten bir engel.

Sınav salonunda herkes gergindi. Ayak sesleri, minimal öksürmeler, ufak tıkırtılar. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Bir arkadaş edinilecekse bir gün, o gün bugün değildi. Görüş alanındaki rakiplerini süzüyordu tek tek. Saçını bile taramamış birkaç umutsuz vakayla göz göze geldi. Onları görmek içini rahatlatıyordu. Kesinlikle tıp fakültesine girecek durumda değillerdi. Umutsuz vakalar dışında sanki bütün salon derece yapmak istiyormuşçasına iddialı gençlerden oluşuyordu. Elinde olmadan kendini onlarla kıyasladı. Kimi çok özgüvenli, kimi çok ders çalışmış, kimi doğuştan zeki. Bi an önce sınav kitapçığını görebilmek için saniyeleri sayıyordu. Erkek arkadaşını düşündü, o nasıldı şu an acaba? Umarım benden daha sakindir dedi içinden. Kendini sakinleştirmek için birlikte yaşayacakları evlerini, kampüste başlarına gelecek eğlenceli olayları hayal etti birkaç saniye. Biraz rahatlamıştı. Sınav öncesi bütün hazırlıklar tamamlanmıştı artık. Birkaç dakika sonra hayatının en büyük sınavı başlayacaktı.

Sonunda senelerdir beklediği an geldi ve büyük bir hırsla soruları çözmeye başladı. Soruların bazıları su gibi akarken bazı sorularda ise çok vakit kaybediyordu. Dikkatini bir türlü toplayamıyor, okuduklarını anlayamıyordu. Kendine öfkelenmeye başlamıştı. Az uyuduğu için, çok su içtiği için, kendini tıp fakültesine şartladığı için. Bir yandan gözü sürekli saatteydi. Saate bakmak için kafasını her kaldırdığında gözetmenle göz göze geliyordu. Bir sorun olduğunu düşünmelerinden çekindi. Gözetmenin yanına gelip iyi olup olmadığını sorması bile ona dakikalar kaybettirecekti. Henüz yaşanmamış belki de hiç yaşanmayacak felaket senaryolarını kafasında kurmayı durduramıyordu. Sorulara konsantre olmak her geçen dakika zorlaşıyordu. Sınavın yarısında henüz soru kitapçığının ortasına gelebilmişti. Etrafındakilere baktı hızlıca, herkes büyük bir hırsla bir şeyler yazıp çiziyordu. Hepiniz mi her şeyi biliyorsunuz? diyerek içinden sitem etti. Durup düşünen, tavanı izleyen, saate bakan ya da onun gibi stresli gözlerle etrafı kesen kimse yoktu. Herkes önündeki kağıtla bakışıyordu. Dikkatini toplaması gerekiyordu zira sınavda boşa geçen dakikalar onu tıp fakültesinden adım adım uzaklaştırıyordu. Israrla anlamadığı soruların başına kocaman işaretler koyarak es geçti, bütün soruları görmeden sınavdan çıkarsa kendini ömür boyu affedemezdi. En azından okudum ama yapamadım diyebilmeliydi. Sınavın bitmesine yarım saat kala kafasını kaldırıp saate baktı. Bütün soruları görmüştü. Yapamadıklarına dönüp bakmak için az da olsa vakti vardı. Heyecanı azalmıştı artık.

Gözetmenin sesiyle salonda bir gürültü oluştu. Herkes aynı anda sınavı bitirmişti. Evet, sonunda bitmişti. Senelerdir okul, kurs, özel ders derken sadece uyurken kendisiyle baş başa kalabiliyordu. Ekstra hiçbir şey yapmaya vakit bulamıyordu. Sanki bütün yılların yorgunluğu o an uçup gitmişti. Renkler daha parlak, hava daha temiz, dünya daha güzel bir yerdi. Kalabalığın salonu biraz boşaltmasını bekledi, koridor yürünebilir hale geldiğinde ayağa kalktı ve bahçeye doğru yürümeye başladı. Hemen telefonunu alıp erkek arkadaşını aramak istiyordu. Ama bahçeye çıktığında onu bekleyen kimse yoktu. Anne ve babasıyla birlikte gelmişti sınava. Bekleyeceklerini biliyordu, hatta sınav çıkışı yemeğe gidelim diye plan bile yapmışlardı. Hamburger yiyeceklerdi. Bütün okulu, bütün bahçeyi gezdi. Etraftaki sokaklarda yürüdü. Kimse yoktu. Yanında parası ve telefonu olmadığı için olduğu yere çakılıp kalmıştı. Evi çok uzaktı. Hafızası pek iyi olmadığı için kimsenin telefon numarasını ezbere bilmiyordu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Sınav biteli neredeyse 1 saat olmuş, okulda görevlilerden başka hiç kimse kalmamıştı. Onlardan biri yanına gelip iyi olup olmadığını sorduğunda annemi bekliyorum diyip teşekkür etmişti. Hep utangaç bir çocuktu, derdini anlatsa belki yardım edeceklerdi ama anlatamamıştı.

2 saat boyunca bekledikten sonra pes etti ve yürümeye başladı. Uzak muzak akşama evde olurum artık diye düşündü. Neden tek başına kaldığını çok merak ediyordu. Anne ve babasının evde olmalarını umuyordu. Ama onu almadan eve neden gideceklerdi ki? Çok saçma dedi. Sınavın artık bitmiş olmasının rahatlığı yerini büyük bir gerginliğe bırakmıştı. Ne duyacağını, ne yaşayacağını bilmiyordu. 3 saat boyunca yürüdü. Topukları su toplamış, terden sırılsıklam olmuştu. Karnı acıkmıştı, uykusuzdu. Tıpkı bir homeless gibi sefalet içindeydi. Sıcak bir duş alıp yemek yedikten sonra direkt uyuma hayali kuruyordu. Evlerinin olduğu sokağa ulaşmıştı sonunda. Merakı ve gerginliği öfkeye dönüşmüştü artık. Attığı her adımda ayakları sızlıyordu, bugünün kesinlikle hesabını soracaktı onlardan. Binaya geldi, kapıyı çaldı. Bekleyecek sabrı kalmamıştı. Anahtarı olmadığı için mecburen zili bir daha çaldı. Kimse yoktu. Herhangi bir ses duyma umuduyla kulağını kapıya dayayıp bekledi. Ama hiç ses yoktu. Delirmek üzereydi. Hayatının en sinir bozucu gününü yaşıyordu.

Karşı komşunun kapısını çaldı. Yeni evli bir çift yaşıyordu. Adam kapıyı açtı, şaşkın gözlerle baktı karşısındaki zavallıya. Sadece kafasını kapının aralığından çıkarmıştı, ne söyleyecekse söyleyip bir an önce kapıyı kapatmak istiyordu. Eve girip çıkan birilerini görüp görmediklerini sordu ama aradığı yanıtı bulamadı. Kapı suratına kapanırken ne yapacağım ben diye düşündü. Polise mi gitmeliydi? Binanın önünde oturup biraz daha mı beklemeliydi? Tekirdağ’da hiç akrabaları yoktu. Buraya 1 sene önce annesinin işi için gelmişlerdi. Anne ve babasının birkaç iş arkadaşı vardı sadece, onların da çoğunun isimlerini bile bilmiyordu. Açlıktan karnı guruldamaya başlamıştı. Hava kararmış, hala gelen giden yoktu. Açlığa ve uykusuzluğa daha fazla dayanamayacaktı. Erkek arkadaşı yarım saatlik mesafede oturuyordu. Onun yanına gitmeyi düşündü. Son gücüyle yürümeye başladı. Attığı her adımda sanki gün daha da uzuyordu. Erkek arkadaşı abisiyle birlikte yaşıyordu, evde bir anne-baba faktörü olmayacağı için çekineceği bir şey bulunmuyordu. Yürüdü, yürüdü, yürüdü. Binanın girişindeki aynada kendine bakma gafletinde bulundu. Berbat görünüyordu. Ama şu an kimseye güzel görünme gibi bir derdi yoktu. Ailesi bir anda ortadan kaybolmuştu ve açlıktan ölmek üzereydi. Kapıyı çaldı, erkek arkadaşının abisi açtı. Daha önce ayaküstü tanışmışlardı bir kere. Erkek arkadaşını sorduğunda ise evde olmadığını öğrendi. Yine de bir eve ihtiyacı vardı. Yemek yemeli, biraz uyumalı ve polise gitmeliydi. İçeri girdi. Koltuğa oturdu. Pizza kutularına baktı, yemek saatini kaçırmıştı. Abi pek ilgilenmedi, burda bekleyebilirsin diyerek kendi odasına geçip kapısını kapattı. Stresli görünüyordu, yanında kalmak istememişti. Mutfağa gidip bir şeyler yesem ayıp olur mu acaba dedi içinden. Utangaçlığını bir kenara bırakıp buzdolabını açtı. Birkaç zeytin, son kullanma tarihi geçmiş peynir ve açıkta kaldığı için kenarları taş gibi olmuş bir parça salamdan başka hiçbir şey yoktu. Zeytinleri ağzına atıp bir bardak su içti. Camdan dışarı baktı boş boş. Hamburgerini yiyememişti. Bir senedir sınav yüzünden tamamen sağlıklı beslenme düzenine geçtiği için bugün ona ödül olmalıydı, ceza değil. Annesini düşündü, babasının sesi zihninde yankılandı. Bir yandan da erkek arkadaşının nerede olduğunu merak ediyordu. Sevdiği insanların hepsi ortadan kaybolmuştu.

Oturduğu koltukta sızmıştı uykusuzluktan. Saatin kaç olduğunun farkında değildi, zifiri karanlık çökmüştü üstüne. Kapının çalmasıyla yerinden sıçradı. Abi, hızlı adımlarla odasından çıkıp kapıya yöneldi. Gelenler sessizce girdiler içeri. Erkek arkadaşının geldiğini sanıp doğruldu yerinden. Kafasını kaldırdığında polisleri gördü. Telsiz sesleri arkada gürültü yaparken polisler onu aradıklarını söylüyorlardı. Rüya mı görüyorum diye bir an kendinden şüphe etti. Hayır rüya değildi, her şey olabildiğince gerçekti. Ailesiyle ilgili bir şey olabileceğini düşünüp panikle baktı suratlarına. Ama o, haber vermemişti polise henüz. Neler oluyordu? Polisin arkasında tanıdık bir sima gördü. Erkek arkadaşı evdeydi. Yanına gitmek için ayağa kalktı ama polis onu durdurdu, geçmesine izin vermedi. Erkek arkadaşı bir adım geri gitti, soğuk gözlerle bakıyordu. Suratında tiksinti ve nefret vardı. Seslendi ama sevgilisinden bir yanıt alamadı. Polisler sürekli sakin olması gerektiğini söylüyorlardı. Ne yaşadığına dair en ufak bir fikri olmadığı için geçen her saniye öfkesi artıyordu. Polisler koluna girip onu evden çıkarırken kafasını çevirip sevgilisine bakmak istedi. Ama gördüğü tek şey suratına kapanan kapıydı.

Karakola gidene kadar hiçbir sorusuna yanıt alamamıştı. Kimse bir şey demiyordu. Gidecekleri yerde ailesini görme umuduyla sessizce beklemeye başladı. Erkek arkadaşı neden ona nefretle bakmıştı, neden yardım etmemişti? Ailesi neredeydi? Bundan 24 saat önce tek derdi üniversite sınavı öncesi güzel bir uyku çekmek iken şimdi hayatının altüst olduğunu hissediyordu. Karakola ulaştığında onu bir polis memuru karşıladı, sorgu odasına benzer sessiz sakin bir odaya geçtiler. Polis, hakkında suç duyurusu bulunduğunu söyledi. Bizzat biricik erkek arkadaşı, uzaklaştırma kararı aldırmıştı. Böyle bir şey nasıl olabilir diye sordu, çığlıklar içinde ağlamaya başlamıştı. Polisin söylemlerine göre, erkek arkadaşım dediği kişi aslında takıntı haline getirdiği bir yabancıydı. Aylardır tacizde bulunuyordu. Mesajlar, aramalar, tehditler, ev baskınları… Aklınıza ne gelirse. Kaç kez kapısına dayandığı bilinmiyordu. Defalarca polise şikayet etmişlerdi, en son da mahkeme kararıyla uzaklaştırma cezası almıştı. Ama hiçbir önlem onu uzak tutmayı sağlamamıştı. Kapısına her dayandığında içeri alınmayınca sinir krizleri geçirip bütün apartmanı ayağa kaldırdığı için bu sefer abisi sakince içeri almış ve polis gelene kadar evde durmasını sağlamıştı. Duyduklarına inanamıyordu. Birlikte ev tutacaklardı, ikisi de doktor olacaktı, o kadar hayali bir yabancıyla kurmuş olamazdı! Şu an duydukları sanki bir başkasının hayatıydı. Sınavdan çıktığında ailesini göremediğini, onlara ulaşması gerektiğini haykırıyordu polisin suratına. Adam artık nasıl baş edeceğini şaşırmış halde derin bir iç çekti. Çünkü sınava hiç girmemişti.

Annesinin bir zamanlar öğretmenlik yaptığı okulun bahçesine gitmişti sınav sabahı. Cüzdanını, telefonunu ve anahtarını evde bırakıp tek başına çıkmıştı dışarı. Okula ulaşmasını sağlayacak kadar nakit parası vardı sadece yanında. Okulun bahçesine girip kendine gölge bir köşe bulmuş, sessizce sınava girenleri izlemişti. Sanki içerde bir tanıdığı varmış gibi saatlerce diğer ailelerle orda beklemişti. Herkes evine gittiğinde ise o, bahçede tek başına kalmıştı. Birilerini arıyordu gözleri. Şaşkın ve çaresiz halini güvenlik kamerası kayıtlarında izlerken gözyaşlarını tutamıyordu. En az 6-7 saatini o okulun bahçesinde geçirmiş, sonra da evi sandığı yere doğru yürümüştü bütün gün. Kapısını çaldığı evde şu an kendisi yalnız yaşıyordu. Tam 1 sene önce bugün, üniversite sınavına girmek için annesi ve babasıyla birlikte o evden çıkmışlardı. Annesi sürekli benim güzel kızım diyerek saçlarını seviyordu. Babası yol boyu benim kızım doktor olacak diye gülümsüyor, şimdiden gururlanıyordu. Arabada giderken heyecandan avuç içleri terliyordu. Stresli olduğu kadar mutluydu da. Hoşlandığı çocuğu düşündü. O da tıp istiyordu, onunla aynı okulu kazanmayı çok isterdi. Aynı okula gitmeyi başarırlarsa hislerini ona açıklayacaktı. Gülümsedi farkında olmadan. Sınav çıkışı güzel bi yemek yiyelim dedi annesi. Babası da kızım ne isterse onu yiyeceğiz bugün dedi. Annesinin emekli olduğu okulda giriyordu sınava, şanslıydı okulu iyi tanıyordu. Arabayı park ettikten sonra birlikte yürüdüler bahçeye doğru. Onlarla dışarda beklemek stresini daha çok arttırdığı için erkenden içeri girmek istedi. Birbirlerine sarıldılar, sınav çıkışı hamburger yiyelim dedi babasına. Bugün, hayatının en güzel günlerinden biri olmalıydı. Dualarla ve iyi dileklerle girdi okula. Sınav başlamıştı, her şey yolundaydı. Bir kadın çığlığı duydu. Kaşlarını çattı, anlık kafasını kaldırdı. Etrafına baktığında herkesin şaşkınlıkla birbirine baktığını gördü. Vakit kaybedemezdi. Sorulara geri gömüldü. İlk çığlıktan birkaç saniye sonra bir sürü farklı çığlık duydu. Kadın, erkek, sayısını anlamak mümkün değildi. Ah, vah, yazık! İlk duyduğu kadın çığlığı daha güçlüydü bu sefer. Meğer son kez duyuyormuş annesinin sesini. O an annem! dedi, hızlıca yerinden kalktı. Gözetmenler salondan çıkmanın yasak olduğunu söyleyerek onu yerine oturtmaya çalışsalar da fayda etmedi. Sınavının yanması umrunda değildi. Koşarak bahçeye gitti. Kalabalığın toplandığı yere baktı. Saniyeler saatler gibi geçiyordu, sanki ağır çekimde koşuyor gibiydi. Kalabalığı aşmak çok zordu, bütün gücüyle aralarına girmeye çalıştı. Ayağına bulaşan kanı fark etti. Kafasını yerden kaldırdığında kanın geldiği yöne doğru baktı. Annesi ölmüştü. Babası da annesini korumaya çalışırken ağır yaralanmıştı. Bilinci yerinde değildi. Katil ise birkaç metre ötede kalabalık tarafından zorla tutuluyordu. Polisin geldiğini ve katili kelepçelediğini gördü. Bir an ailesini katleden caniyle göz göze geldi. Gözleri karardı. Bayılmıştı. Saçlarında annesinin kanı vardı.

Uyandığında hastanedeydi. Yanına gelen polis memurunu gördü. Kadın kaşlarını çatmış, kötü haberleri nasıl vereceğini düşünürcesine üzgündü. Annesini de babasını da kaybettiğini öğrendi. Yaklaşık 1 saat önce her şeye sahipken şu an hiçbir şeyi kalmamıştı. Bunu kimin neden yaptığını merak ediyordu. Katili olay yerinde yakaladıklarını ve gerekli cezayı alması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi polis hanım. Ama buna inanmıyordu zira bu ülkede katiller ya aynı gün arka kapıdan sokaklara dönüyor ya da takım elbise giyip iyi hal indirimiyle cezadan kurtuluyorlardı. Ailesinin katili, geçen sene annesini tehdit eden bir öğrencisiydi. Annesi idealist bir öğretmendi, herkese hak ettiği notu verirdi. Öğrencilerini gerçekten yetiştirmek isterdi bu yüzden katı kuralları vardı. Katil ise sürekli disiplin cezaları alıyordu. Notları zaten kötüydü, okulla alakası yoktu. Hatta diğer öğrencileri bile sürekli rahatsız ediyordu. Madde kullanıyordu ve bunu insanlardan gizleme gereği bile duymuyordu. Öğretmeni, okuldan uzaklaştırma cezası alması için gerekenleri yapmıştı. Cezayı öğrendiğinde ise tehditler savurarak okuldan çıkmıştı. Bir gün geri geleceğim demişti. Ama geldiğinde öğretmenini boynundan bıçaklayacağını kimse tahmin etmemişti. Öğretmeninin kızının arkadaşlarını tanıyordu, kızın sınava nerde gireceğini biliyordu. Okulun içinde bu cinayeti işlemek zor olacağı için dışarda kurbanını yakalamalıydı. Ayrıca yapacağı şeyin duyulmasını, bilinmesini de istiyordu bu nedenle olay yerinin kalabalık olmasını tercih ediyordu. Sınav gününden daha iyi bir seçenek gelmemişti aklına. Kızın içeri girmesini ve ortalığın biraz sakinleşmesini bekledikten sonra harekete geçti. İlk hamleyi onun başına bela olan öğretmenine yaptı, kadın zaten ilk darbeyle yere yığılmıştı. Öğretmenin eşi planda yoktu, olaya kendisi dahil olmak istediği için o da ölmek zorundaydı. İşi bittiğinde sadece çığlıklar yankılanıyordu kulağında. İntikamını almıştı kendince. Gururla baktı yerdeki cesetlere. Öfkeli bir grup erkek üstüne yürüyüp yere devirdiler katili, elindeki bıçağı aldılar panikle. Birileri polisi, birileri ambulansı arıyordu. O sırada kalabalığın içinden bir kız çocuğunun çığlıklarını duydu. Şok içinde bakıyordu gözleri. Polis bileğine kelepçeyi takarken kızın suratına baktı sinsice, gülümsedi.

Hastaneden çıktığında ne yapacağını bilmiyordu. Hiç tanımadığı akrabaları bile gelmişti cenaze için. Gözleri bomboştu. Ne uyuyabiliyor ne yemek yiyebiliyordu. Kulağında sürekli annesinin çığlıkları yankılanıyor, babasının bilinçsizce bakan gözlerini görüyordu her yerde. Katilin gözaltında olduğunu biliyordu ama bu güvende hissetmesini sağlamıyordu. Sürekli tetikteydi. Halüsinasyonlar görüyor, olmayan sesleri duyuyordu. Olayın üstünden tam 2 ay geçmişti ama her şey dün gibiydi. Nereye baksa katilin suratını görüyordu. Uykusuzluktan mıdır aldığı sakinleştirici ilaçlardan mıdır bilmiyordu ama gerçek olmayan bir dünyada yaşıyordu sanki. Günler birbirinin aynısıydı. Zaman kavramını yitirdiği bir sabah telefonu çaldı. Hastanede onunla ilgilenen polis memuru arıyordu. Telefonu açtı, hiç ses vermedi. Polis, katilin hapiste öldürüldüğünü söylemişti. Duyacağını duyduktan sonra tek kelime etmeden kadının suratına telefonu kapattı. Gözlerinden akan yaşlar bütün yüzünü ıslatmıştı. Saate baktı ilk kez. Evet, sınav sabahından beri saate hiç bakmamıştı. Kahvaltı vaktinin geldiğini fark etti. Annesinin sesini duydu o an, kahvaltı hazırdı. Elinde taze ekmekle içeri giren babasını gördü. Günaydın güzel kızım dedi babası. Günaydın babacım dedi, mutfağa yürüdü. Annesine sarıldı. Akşam hamburger yemek istediğini söyledi sessizce. Kızım ne isterse onu yiyeceğiz bugün dedi babası. Gülümsediler birbirlerine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir