Hayatın Gerçekleri

Harikalar Diyarı


Her insanın bir mevsimi vardır. İlkbaharda doğmuş olmama rağmen çocukluğumdan beri yazcıydım. Yaz gelsin diye gün sayardım. Hava 25 derecenin üstüne çıktığı anda çiçekli elbiselerimi ve sandaletlerimi dolabımın daha erişilebilir bölümlerine yerleştirirdim. Bana apayrı bir enerji verirdi yaz mevsimi, içim kıpır kıpır olurdu. Çünkü yazın her şey daha kolaydır. Yollarda buz olmaz, rahatça yürürsün. Kat kat giyinmek zorunda değilsindir, en hafif kıyafetlerinle şıkır şıkır gezersin. Sandaletinin taşları güneşte parlarken tenin bronzlaşır. Hava daha geç karardığı için zamanın çokmuş gibi hissettirir. Sıcacık denize girersin. Güneşin altında kururken buz gibi bir bira içersin, kitabını alırsın eline. Denize karşı çevirirsin sayfalarını. Çeşit çeşit meyve vardır etrafta, erik ve karpuz yiyebilirsin. Akşamları insanlar rakı-balık yaparlar, mekanlar diğer mevsimlerden daha doludur. İnsanlar sosyalleşmekten daha çok keyif alırlar. Müzikler daha canlıdır, sokak hayvanları daha mutludur. Evet, yaz güzel bir mevsim. Ama son yıllarda  bana ondan daha güzel gelen bir mevsim var. Kış.

Beni tanıyanların da çok iyi bildiği üzere, bana göre yılın en güzel zamanı yılbaşı dönemidir. Kasım-aralık ayları her yer ışıl ışıl süslenir. Kar tanesi desenli kazaklar, çam ağaçları, kar küreleri… Büyülü bir dönemdir benim için. İlginç bir şekilde çocuk gibi her sene aynı heyecanı yaşayabiliyorum. Son yıllarda yılbaşı heyecanım yerini bütün bir kış mevsimine olan özleme bırakmış durumda. Lapa lapa  kar yağsın istiyorum. Kar taneleri kafam kadar olsun, usul usul yağsın. Her yer bembeyaz olsun. Sıcacık kahvemi içeyim, peluş hırkama sarılayım. Sessizlik olsun. Yaz döneminde sevdiğim o enerji ve tempo kışın yerini sessizlik ve huzura bırakıyor. Tam da enerjisinden sıkıldığım bir yaz akşamı evde otururken instagramda biriyle karşılaştım. Karlar ülkesinden bir video atmış. Sanki masalın içinde yaşıyor. Bembeyaz karlarla kaplı bir arazi, gökyüzü simsiyah, yıldızlar hiç olmadıkları kadar parlak, etrafta küçük küçük evler, karşıda okyanus. Videoyu hayranlıkla izlerken tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Kadının bütün profilini inceledim, bütün sosyal medya platformlarında kendisini takibe aldım. Kesinlikle her gün görmek isteyeceğim biriydi.

Videolarıyla beni hipnotize eden Cecilia Blomdahl, 30’larında mütevazı bir hanımefendi. Kendisi erkek arkadaşı ve köpeğiyle birlikte Svalbard’un merkezi Longyearbyen’de yaşıyor. Burası, kuzey kutbuna en yakın noktalardan biri. Bu sayede polar night dediğimiz 24 saatten uzun süren geceleri yaşayabiliyorsunuz. Öyle ki polar nightlar aylarca sürebiliyor. Ben geceleri yaşamayı seven biriyim. Çalışırken en iyi geceleri konsantre olurum, geceleri gündüzlerden daha mutlu ve huzurluyumdur. Yaptığım en ufak aktivite bile geceleri daha keyifli gelir. Çoğu insanı ürküten polar nightlar bu yüzden bana çok çekici geliyor. Ölmeden önce kesinlikle deneyimlemek istediğim bir şey. Cecilia’nın polar night videolarını izlerken meditasyon yapmış kadar oluyorum. Ruhum hafifliyor.

Longyearbyen aslında küçük bir kasaba gibi. Herkes birbirini tanıyor. Çoğu şeyden 1 adet var. Mesela sinema salonu 1 adet, veteriner 1 adet gibi. Videoyu izlediğim zamandan beri sayılarda artış olmuştur belki, bilemiyorum. Ama bu az insan işi bana çok huzur veriyor. Her şey derli toplu, insanlar eğitimli ve medeni. Çoğu Norveç gibi kuzey ülkelerinden gelmişler buraya. Kulübe şeklinde modern evlerde yaşıyorlar. Evlerinin kapılarını pek kilitleme gereği duymuyorlar çünkü hırsızlık neredeyse hiç yaşanmıyor ve evler arasında mesafe var. Cecilia, tam bir cozy winter insanı olduğu için evini sarı led ışıklarla süslemiş. Gönlümü fetheden özelliklerinden biri de bu. İzlerken içiniz sıcacık oluyor. Camdan baktığınızda kar ve okyanus manzarasından başka bir şey görmüyorsunuz. Huzur nedir diyenlere artık Cecilia’nın evini gösterebiliyorum.

Türkiye’de sokak hayvanı olarak kedi ve köpeklere alışığız. Svalbard’da hava şartlarından dolayı kediler pek hayatta kalamıyorlar. Bizim çomarlardan da görmek pek mümkün değil. Sokak hayvanı olarak kutup ayısı görebiliyorsunuz. Her güzelin bir kusuru vardır, o kadar da olsun! Yerleşimin yoğunlaştığı bir bölgede değilseniz yolda yürürken yanınızda av tüfeği bulundurmanız gerekebilir. Zira burdaki patili dostlarımız pek insan canlısı olmayabilir. Bölgenin bana göre tek eksisi kutup ayılarının ve yaban hayatının yarattığı tehlike diyebilirim. Yine de almaya değer bir risk.

Hayatımın bir dönemini kesinlikle Svalbard’da geçirmek istiyorum. Kedilerimden ve hedeflerimden dolayı ömür boyu yaşayabileceğim bir yer olmasa da en azından birkaç ay o atmosferi solumam gerekiyor. Bitmek bilmeyen geceleri, buz gibi havası, karlarla kaplı doğasıyla Svalbard her zaman kalbimin bir köşesinde yaşıyor olacak. Şimdi yeşil çayımı demleyip biraz Ceciliacığımın kanalında gezeceğim. Bakalım harikalar diyarında neler oluyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir