Hayatın Gerçekleri

Ütopyamda Bir Gün


Son zamanlarda beynimin %100’ünü kullanıyorum. Yıllardır yapmak istediğim yüksek lisans hedefime yürüyorum bu ara. Normalde nefret ettiğim ders kitaplarına aşkla bakar oldum. İşin en keyifli tarafı tabi ki yabancı dil çalışmak oluyor. Hem yurt dışı tatillerim, hem yüksek lisansım, hem dijital kariyerim için gereklilik haline geldi bu durum. Tabi ben yabancı dili kitaplardan gramer ezberleyerek öğrenebilen biri değilim. Dizi izlemek, podcast dinlemek ve kitap okumak öğrenmeyi keyifli kılıyor. Yıllarca dil kurslarında çalışmış biri olarak bu kursların para tuzağı olduğunu ve ilkokulda öğrendiğiniz ingilizcenin üzerine pek bir şey katmayacağını gayet iyi biliyorum. O nedenle daha interaktif içeriklere yönelmek verimli oluyor. True crime stories tadında podcastler dinliyorum. Kompozisyonlar yazıp, nativelerle konuşuyorum. Dexter’ı İngilizce altyazılı izleyip Gone Girl’ü orijinal dilinde okuyorum şu an. Gone Girl demişken, ben kitabını okuyorum ama ilk olarak filmini izlemiştim. Siz de izlediniz mi?

Gone Girl, aldatılan bir kadının intikamını anlatan bir şaheser. Bir başyapıt. İntikam temalı her şeyi çok severim, aslında filmi izlemeden önce polisiye olduğunu düşünmüştüm. Suç – gizem kategorisinde zihnimi yoracak güzel bir filme benziyor diyerek izlemeye başlamıştım. İzlerken şok oldum, finaline şok oldum, ama zevkten dört köşe oldum! Kadınların sezgilerinin hafife alınmaması gerektiğini, kalbi kırılan bir kadının yapacaklarının bir sınırı olmadığını çok güzel anlatmışlar. Ana karakter Amy, tanrıya havale etmektense kendi adaletini kendisi sağlamayı seçmiş bir kadın. Sonuna kadar arkandayım baccım. Bir kişi haksızlığa uğruyorsa, kalbi kırılıyorsa bunun bir bedeli olmalı. Kötülükler, sahiplerinin yanına kar kalmamalı. Adalet herkes için var olmalı.

Aldatmak aslında çok basit bir örnek, maalesef günümüzde şahit olduğum çok fazla kötülük var. Son yıllarda özellikle sokak hayvanlarına yapılan işkenceler beni mahvediyor. Sayısız olaya şahit oldum, hiçbir kötünün de ceza aldığını görmedim. Bugün gözaltına alınan yarın sokaklara geri dönüyor. İçimde öyle bir kin ve öfke birikti ki, size anlatamam. Keşke Eros’u tekmeleyerek öldüren şerefsize, Cezve’yi duvardan duvara vurarak katleden caniye, köpeklere tecavüz eden sapıklara aynı işkenceler yapılsa! Ölmek için yalvaracak kadar acı çekmelerini diliyorum. Bu insanlarla aynı sokaklarda yürümek, mutlu bir şekilde hayatlarına devam ettiklerini görmek bile öfkelenmeme sebep oluyor. Umarım bir gün beddualarımın tuttuğunu görürüm.

Hem ülkemizde hem de globalde son yıllarda sokakların özellikle kadınlar için hiç güvenli olmadığını da fark etmişsinizdir. Artık dekolte giyinmeyi, gece dışarı çıkmayı vs geçtim. Otobüse biniyorsunuz biri gelip boğazınızdan bıçaklıyor. Sokakta yürüyorsunuz manyağın biri sizi resmen kılıçtan geçiriyor. Evinize giderken hapisten kaçmış bir suçlu peşinize takılıp sırf canı istediği için sizi öldürüyor. Mutsuz evliliğinizi bırakıp boşanmak ve hayatınıza yeniden başlamak istiyorsunuz, kızınızın önünde boğazınız kesiliyor. Şu hayatta duyduğunuz son şey kızınızın anne diyerek attığı çığlıklar oluyor. Ülkeye doldurdukları ruh hastası mültecilerden biri önce size tecavüz ediyor sonra da kafanızı taşla ezip öldürüyor. Okuldan çıkıp dolmuşa biniyorsunuz, eve gitmek için. Tecavüz ediyorlar, ellerinizi kesiyorlar, cesedinizi yakıyorlar. Kafamı nereye çevirsem bir tehlike, nereye baksam bir ölüm hikayesi. Bu hikayelerde anlattığım bütün kadınları hepiniz tanıyorsunuz. İsimleri yıllarca haber sitelerinde manşet oldu. Öfkeyle dolmamak mümkün mü? Yabancı dil öğrenimi ile ilgili minnoş bir yazı yazmayı isterken nerelere geldim. Düşündükçe, yazdıkça sinirleniyorum. Bir kadın olarak şahit olduğum bütün hikayeleri derinden hissettim. Ben de onlardan biri olabilirdim, siz de onlardan biri olabilirsiniz. Maalesef hiçbirimiz tek başımıza güvende değiliz.

Ütopyamda yarattığım bir toplum var. Adalet sistemi kusursuz işliyor, yasaların üzerinde bir güç bulunmuyor. Yaralama, tecavüz, cinayet gibi suçlarda kısasa kısas bir cezalandırma sistemi var. Sen birine tecavüz mü ettin, sana da tecavüz edecekler kardeşim. Sen birinin boğazını mı kestin, senin de boğazın kesilecek. Ben suçluların rehabilite olacağına inanan biri değilim. Yıllarca kriminolojiyle ilgilendim, suçluların topluma kazandırılma hikayesi bana göre bir mitten ibaret. Başka bir canlıya zarar verme türevindeki bütün suçların derin bir travması olduğunu düşünüyorum. Ve bu travmalar rehabilite edilemez, tedavi edilemez. Bu alanda suç işlemiş kişilerin direkt olarak imha edilmesi gerekir. Sadece insanlara yapılanlardan bahsetmiyorum tabi ki, hayvanlara zarar verenler için de aynı cezalar söz konusu olmalı. Bugün hayvanı öldüren, yarın insanı da öldürecektir. Seri katillerin hayatlarını incelediğimizde hepsinin daha küçük bir çocukken ilk olarak hayvanlara işkence ettiklerini görüyoruz. O nedenle bu kişilerin rehabilite edilmesi söz konusu olmuyor. Hırsızlar, dolandırıcılar gibi suçlular rehabilite edilebilir ama konu cinayetse durum değişiyor. Güvenli bir toplum için bu suçlulardan arınmak şart.

Bu dünyada başka güzellikler de var. Size biraz onlardan bahsedeyim de kasvetimiz dağılsın! Mesela her birey kaliteli eğitim alıyor. Andımız okunuyor her sabah okullarda. Maddi ve kültürel uçurumlar olmadığı için çocuklar arasında akran zorbalıkları yaşanmıyor. Milli bayramlar coşkuyla kutlanıyor. Emeklilerimiz açlıktan ölmek yerine cruise turlarına falan gidiyorlar. Sağlık sigortaları sayesinde lüks hastanelerde tedavi olabiliyorlar. Hepsinin dişleri inci gibi. Gençler okullarından mezun olur olmaz iş bulabiliyorlar. İşsizlik psikolojisiyle intihar etmek yerine hak ettikleri maaşları alıp, birkaç sene içinde evlerini ve arabalarını alabiliyorlar. Vize derdi yok, istedikleri her ülkeyi diledikleri zaman gezebiliyorlar. İnsanlar sağlıklı besinler tüketebildikleri için bedenleri yorgun değil. İnsancıl şartlarda çalıştıklarından dolayı enerjik oluyorlar, mesai sonrası spora gidiyorlar veya arkadaşlarıyla buluşabiliyorlar. Doğal güzellikler itinayla korunuyor, ormanlar yanmıyor mesela. Ve en güzelini en sona sakladım. Sokakta gördüğünüzde sizi tedirgin eden mülteciler yok (ırkçıyım evet) Hangilerini kast ettiğimi hepiniz anladınız. Onların yerine iyi okullarda okumuş, güzel kariyerler edinmiş, topluma faydalı insanlar var her yerde. Sokakta rahatça yürünebiliyor. Her yer düzenli ve tertemiz. Ne güzel bir hayal değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir