Uzun zamandır odaklanma konusunda sıkıntılarım mevcuttu. Bir dönem bu ve başka sıkıntılarım için terapiye gitmiştim. Terapi o dönem yaşadığım güncel sorunlar için ilaç gibi gelmişti ancak odaklanma sorunuma çare olmamıştı. Özellikle son çalıştığım şirkette işe başladığımdan beri (4 sene) toplasanız 5-6 kitap bitirebilmişimdir, bunun bi üç katını da yarım bırakmışımdır. Evet. Filmleri, dizileri, kitapları seri bir şekilde yarım bırakıyordum. Normalde heyecanla izleyeceğim bir filmin ilk 20 dakikasından sonra dikkatim dağılıyor, twit okumaya başlıyordum. Büyük bir merakla yeni bir kitaba başlayıp 15-20 sayfa okuduktan sonra bırakıyordum. Bu konuda kendimi en çok zorladığım dönemde kitabı yarılamıştım, finale az kalmıştı. Yine de bitirememiştim. O zamanlar yaşadığım stresten dolayı zaten uyku problemleri de yaşıyordum, bazı günler mide ağrısından nefes alamıyordum. Vücudum aslında çok sesli sinyaller vermiş ama ben anlayamamışım. Sirenler çalmış ama sığınağa inmemişim, bombaların tepeme yağmasını beklemişim.
Odaklanma problemimi ben hissedemezken ilk olarak erkek arkadaşım fark etmişti. Normalde film izleme krizlerine ben girerdim. Güzel bi film bulur, onu bilgisayarın başından kaldırır film izletirdim. Odaklanma sorunumun zirve yaptığı dönem erkek arkadaşım film izleme teklifiyle gelir, seveceğim bir film bulur ve benimle izlerdi. Ama ben bir noktadan sonra ya telefona bakmaya ya da sohbet etmeye başlardım. Bir gün ‘’odaklanamıyorsun’’ dedi. Gözüne çarpan her şeyi bana anlattı, şu gün şunu yaptın, bu gün bunu yaptın vs. Haklıydı, gerçekten dikkatim çok çabuk dağılıyordu. Öyle ki o dönem başladığım 3-4 haftalık bir online eğitimi bitirmem neredeyse 5 ay sürmüştü. Kitap okumaya aşık bir insanım. Odaklanma problemimle uğraşacaksam eğer bunu en sevdiğim şekilde yapmalıyım diye düşündüm. Defalarca denedim. En sevdiğim yazarlarla denedim. Olmadı. Olmuyordu. Hem bedenim hem zihnim inanılmaz yorgundu. Bir süre sonra pes ettim. Hiçbir şeye dikkatimi veremiyordum. Resmen kendimi zamanın kollarına teslim etmiştim.
Bir gün beklenmedik bir şekilde işten ayrıldım. Siktir Etme Sanatı’nda bahsetmiştim yaşadığım süreçten. İşten ayrıldığım dönemde de bir kitabı okumaya çalışıyordum. 2 ay boyunca aynı kitap sürekli elimdeydi. Kitabı işi bıraktığım hafta bitirdim. İşten ayrılalı 1 ay oluyor, şu an 5. kitabımı bitirmek üzereyim. Okumayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Zihnimin dinlendiğini hissediyorum. Aklıma sürekli iş fikirleri, kitap fikirleri geliyor. Sanki binlerce fırsat var gerçekleşmeyi bekleyen. Ki ben yaratıcılığımla bir şeyler üretmeyi çok severim ve bunu istesem de yıllardır yapamıyordum. Burdan anlıyoruz ki mobbing ve haftada 6 gün çalışma sistemi insanın ruhunu öldürüyor. Aynı bataklıkta çırpınan binlerce insan olduğunu biliyorum. Hepsi nefes almak istiyor, çoğu bir şeyleri değiştirmek istiyor ama değiştirecek gücü kendinde bulamıyor. Ben de öyleydim. O gücü hala tam olarak buldum mu bilmiyorum ancak bataklıktan çıktığım için artık nefes alabiliyorum. Şimdi de değişim için kendimi toparlamaya çalışıyorum. Bu süreçte yanınızda sizi seven insanlar varsa şanslısınız. Onların desteklerini almaktan çekinmeyin. Yalnızsanız üzülmeyin, zirveye ulaştığınızda gururla ‘’bunu ben tek başıma yaptım’’ diyebileceksiniz.
Yeni bir şeye başlamak cesaret istiyor. Yeni bir işe başlamak, sektör değiştirmek, yabancı bir şehre taşınmak, ülkeyi terk etmek gibi. Her başlangıç, bilinmeyene bir yolculuktur. Ve bilinmeyen şey kimini korkutur kimini heyecanlandırır. Ama bir yere sıkışıp kaldıysanız, ordan çıkmaktan başka bir seçeneğiniz yok. Sıkıştığınız yerde hareket bile edemezken yeni bir başlangıç yapamazsınız. Aksine çırpındıkça batarsınız. Bunları yazabiliyorum çünkü ben de bu yollarda yürüdüm. Ki ben konfor alanına düşkün, güvenli limanını terk etmeyen biriyim. Riskli bir yola girmektense konfor alanımda minnoş minnoş yaşamayı tercih ederim. Ama bazen hayat sizi ensenizden tutup o konfor alanından şutlayabiliyor ve karanlık bir yolun ortasına bırakabiliyor. Bu sene ben de tam olarak bunu yaşadım diyebilirim. Kafam oldukça karışık, duygularım düşüncelerim birbirine girmiş durumda. Bi gün Edinburgh’e gitmenin yollarını ararken bi gün yüksek lisans için ales çalışıyorum?? İnsanın seçeneğinin çok olması da bu açıdan biraz kötü tabi. Neyi hedefleyeceğimi şaşırdım. Hepsini aynı anda yapmak istiyorum. Ama işin güzel bir tarafı var, en azından bir şeyleri yapacak gücü kendimde buluyorum. Yazmaya tekrar başlamam bunun ilk adımıydı. Kitap okumam, yabancı dil ve ales çalışmam da diğer adımları oldu. Spora düzenli gidiyorum, programımı 1 gün bile aksatma lüksü tanımıyorum kendime. Beslenmeme çok dikkat ediyorum. Öyle ki normalde mutfağa girmeyi pek sevmeyen ben sürekli yemek yapar hale geldim. Odaklanma sorunu öyle bir illet ki, şu yazdıklarımın hepsini yapamayışıma sebep olmuş. Rutin haline getirmek istediğiniz şeyleri bile yapamıyorsunuz spor gibi. Çünkü 3 gün sonra ondan da sıkılıyorsunuz. Bir şeyleri isteyip de başaramayınca cesaretiniz kırılıyor, özgüveniniz zedeleniyor hatta kurduğunuz hayaller bile küçülüyor. Yaprak gibi ordan oraya savruluyorsunuz. Ben de havada uçan yapraklardan biriyken şu an kendimi betonarme bina gibi hissediyorum. Zemin sağlam, kaba inşaat bitmiş, ince işçilikle ışıldamak kalmış sadece. Binayı bataklığa inşa edemezsiniz, bunu unutmayalım. Önce zihniniz yani zemininiz temiz ve sağlam olmalı. Bunun için ne gerekiyorsa yapmak zorundasınız. Hayatta milyonuncu kez bir şeyleri sıfırdan inşa edebilirsiniz ama günler çok hızlı geçiyor. Ve kaybedilen yıllar geri gelmiyor. Ömrümüzün de bir son kullanma tarihi olduğunu düşünürsek binanızı inşa etmek için sınırsız vaktiniz yok. Bir yerden başlamak lazım. Size o yeri söyledim. Temel atma töreninize hoş geldiniz efendim.

Çok keyif alarak okudum 🫶🏻