Hayatın Gerçekleri

Issız Aşklar ve Bazı Diziler

Herkesin dönüp dolaşıp tekrar tekrar izlediği dizi ve fimleri vardır. Sonunda ne olacağını bilirsin ama yine de aynı keyifle izlersin. Net sayıları hatırlamasam da Dexter’ı 4, Friends’i belki 5, Sex And The City’i de bi 4-5 kez izlemişimdir. Bi yerde, aynı şeyleri tekrar tekrar izlemenin sebebinin kaygı bozukluğuyla ilgili olduğunu okumuştum. Kişi, izlediği dizi veya filmle bir bağ kurup onu güvenli bölge haline getiriyor. O dizileri ilk izlediğimde hissettiğim hisler mi o konfor alanını yaratıyor acaba? Yoksa hayatımda eksikliğini hissettiğim şeylerin boşluğunu mu dolduruyor? Mesela Friends, hayalini kurduğum arkadaş ortamını bana çok net hissettiren bir diziydi. O yüzden Friends mi HIMYM mı diyenlere cevabım her zaman net olmuştur. O kadar samimi ki izlerken gerçekten içim ısınırdı, çok da gülerdim. Dexter’ı ilk izlediğim zaman her bölümünü hayranlıkla bitiriyordum çünkü ben iflah olmaz bir polisiye aşığıyım. Öyle ki final sezonunun haberini aldığım zaman çok sevdiğim bir insanın birkaç aylık ömrü kaldığını öğrenmişim gibi içime bir hüzün çökmüştü. Ne? Nasıl yani? Bir daha Dexter’ın yeni bölümünü izleyemeyecek miyim? Finalinde de ağlamıştım. İşte öyle bağlanıyorum sevdiğim şeylere. Vedalardan nefret ediyorum.

Sex And The City’i 20’lerimde izledim. 30’larımda izledim. Her izlediğimde bana farklı hissettirmeyi başaran tek dizi diyebilirim. Birkaç hafta önce başladığım son döngüyü de bugün bitirdim. Bilmem kaçıncı kez, Carrie Bradshaw ile sohbet edercesine bitti. Bu sefer ben de onların diziye başladıkları yaşlarımdayım. 30’larımın başında, aynı hayal kırıklıkları, aynı aşk acıları, aynı hayata tutunma çabası. Hem seks hem ilişkiler hem de arkadaşlık üzerine gerçekten oldukça eğlenceli bir dizi henüz izlememiş olan varsa şiddetle öneriyorum. Yazının bundan sonrası ağır spoiler içerebilir, izleyecek olan varsa sizinle sonraki yazımda görüşelim. İzlemem ya sen yaz diyenler buyrunuz efendim.

*** SPOILER BAŞLIYOR ***

Carrie, aslında arkadaş grubunun katalizörü olmuş bir karakter. Fark ettiyseniz diğer bütün karakterlerin çok belirgin özellikleri var. Miranda realist ve katı, Charlotte peri masallarına inanan bir romantik, Samantha sex ve eğlence bağımlısı, sadece Carrie’nin böyle net bir özelliği yok. Belki de o yüzden kendisi hikayenin ana karakteridir. Carrie, daha ilk gördüğü anda aşık olduğu Mr. Big ile toksik ve tutkulu bir aşk yaşıyor dizi boyunca. Mr. Big tam kaçıngan bağlanan bir tip. Sokakta benzerlerini sıkça göreceğiniz bir ıssız adam. Duygularını ifade etmiyor, her zaman sakin ve soğukkanlı, kendisiyle ilgili pek bir şey anlatmıyor, sevdiği kişiden kaçmaya çalışsa da kopamıyor. Araya yıllar ve başka aşklar girse bile dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Tam bir akrep olduğunu düşünüyorum. Ahh Carrie, üzümlü kekim… İlişkilerinin ilk yılında Mr. Big iş nedeniyle Paris’e gideceğini söylüyor. Carrie de birlikte gidelim demesini bekliyor, Big ise benim için gelme diyor. Carrie elindeki mekdanıs menüsünü Big’in duvarına fırlatıyor ve aşkının ne kadar acı verdiğini haykırarak evi terk ediyor. Carrie sevildiğini, birbirlerine sadık olduklarını duymak istedikçe Mr. Big susuyor. Sevmediği için değil, sadece bunu ifade edemiyor. 40 yaşına gelmiş koskoca adam kendini ifade edemiyor, komik değil mi? Maalesef böyle erkeklerin sayısı oldukça fazla. Carrie zor da olsa Big’i bırakıyor, araya zaman ve başka insanlar giriyor. Dönüp dolaşıp hep birbirlerini buluyorlar. Defalarca deniyorlar, defalarca ayrılıyorlar. Tanışmalarından tam 6 sene sonra, Mr. Big Carrie’nin ‘’the one’’ olduğunu söylüyor. Bro, zahmet oldu?? Carrie’nin o ağlamaları, sürekli neden neden diye kendini yiyip bitirmeleri… Tanıdık geliyor size de değil mi? Eğer ıssız bir adama aşık olduysanız, bu kaderiniz maalesef. Adam bu paketle geliyor. En başından bildiğiniz halde ne kadar kötü olabilir ki diyorsunuz. Bir bakmışsınız yıllarınız gitmiş, ağlamaktan gözleriniz şişmiş, kişisel gelişim kitapları okumaya başlamışsınız. Evet ıssız adam effect diyorum ben buna. Çok seviyorsunuz, onun da sizi çok sevdiğini biliyorsunuz, bir şekilde ıssız adamınız sorunlar çıkarıyor (çünkü kaostan ve acı çekmekten haz alıyor) ve olmuyor diyor. Siz olması için çabaladıkça o kaçıyor. Neyse, bu adamlar da hayatın bir parçası. Mr. Big de tam olarak böyle. Acı çektiğini pek göremedim dizide ama umarım çekmiştir! Onca olaydan sonra Carrie ile evlenme kararı alıyorlar. Nikahlarına saniyeler kala Doktorlar Levent gibi ‘’ben yapamam’’ diyip kaçıyor. Allah da senin belanı versin! Carrie’nin düğün günü ve sonrasındaki balayı sürecinde yaşadığı acılar pek çoğumuza tanıdık gelecektir. Zira her kadının bir Mr. Big’i olduğunu düşünüyorum. Ömrünü birlikte geçireceğini düşündüğün adam bir anda yok oluyor. Hayaller, planlar her şey yarım kalıyor. Neyse efendim, Carrie tam kendini toplayıp hayatını yeniden düzene koyduğunda tabi ki Big ile barışıyor ve bu sefer sessiz sakin evleniyorlar. Aradan yıllar geçiyor, Big 50’li yaşlarında kalp krizinden ölüyor. Aman tanrım! Benim için hayatın biteceği bir senaryo bu. Hayatının aşkı ölüyor. Tanrı bunu sadece düşmanlarıma yaşatsın lütfen çünkü çok sağlam bir acı. Ben devam eden bölümlerde bol bol ağlama zırlama ve depresyon sahnesi beklerken Carrie’nin gözünden 2 damla yaş akıyor, oo may gat diyip yaşlarını siliyor ve sahne bitiyor. Ne? Kocan ölmüş kocan! Ben olsam Big’in kıyafetlerine sarılıp yatardım. Aylarca olduğum yerden kalkamazdım. Ben mi acıyı çok derin yaşıyorum bilmiyorum ama hayatımın aşkı ölse mahvolurdum sanırım. Carrie ise malum cenazeden bir süre sonra Big’den sonraki ikinci aşkı olan Aidan ile barışıyor! Sonra da Big acaba hata mıydı Aidan’ı mı seçmeliydim diyor! Neeeeee!!! Gerçekten Big mezarında ters dönmüştür şunu duyunca. Şahsen sadakat benim için çok önemli. Hayatıma devam etmeliyim diyip eski sevgiliye dönmek nedir allah aşkına? Adam öldü, ona olan aşkın ölmedi. Ve yaşasaydı büyük ihtimal ömrünün kalanında onu sevmeye devam edecektin. Ömür boyu evde oturup ağlamak lazım demiyorum, ama Big hata mıydı diye de sormazsın yani! Dizide Carrie’ye sinirlendiğim iki yer vardı. Biri bu hata mıydı sahnesi, biri de gençlik yıllarında Aidan ile ilk sevgili oldukları zaman Big’le barışıp Aidan’ı aldatmıştı. (Yani canım senaristler sevdiğimiz karakterler sevgililerini aldatmasınlar lütfen) Bunlar haricinde yaşadığı aşk acıları, arkadaşlarına verdiği değer, Cosmopolitan içmesi ve yazı yazarak para kazanması ise Carrie’de bulduğum parçalarımdı. Ölene kadar birkaç kez daha izlerim sanırım bu diziyi.

*** SPOILER BİTTİ ***

Bu gece Dexter’a yeniden başlayacağım. Dexter’ı ilk izlediğimde üniversitedeydim. Hiçbir derdim yoktu, çok eğleniyordum. Metroda gülme krizine girdiğim için altıma işeme tehlikesi atlatacak kadar neşeliydim. Umarım izlerken o günlere geri dönebilirim.

Tonight’s the night!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir