Bugün, aile ve iş uğruna kendini feda edenler için yazıyorum.
Yıllardır sabahın köründe kalkıyorum. Duş, kahvaltı, süslenme, işe gidiyorum. Günde en az 10-20 kişiye laf anlatmak, birbirinden tamamen farklı ve bağımsız insanların organizasyonunu yapıp onları bir araya getirmeye çalışmak, bana bağlı olmayan ekiplerin kaliteli hizmet sunmasını sağlamak ve sunmazlarsa hizmet alanların dırdırıyla uğraşmak benim işim. Evet, sorunu olan herkes bana geliyor ben de sorunlarını çözüyorum. Sorunlar çözülene kadar onları sakinleştiriyorum. Hal böyle olunca akşam eve geldiğimde bazen yemek yiyecek enerjim bile olmuyor. Kimseyle konuşmak istemiyorum zira iş yerinde o kadar öfke ve stres yükleniyor ki bünyeme, bunu sevdiğim insanlara yansıtmamak için susmayı tercih ediyorum.
Yaptığım işin stresi yetmezmiş gibi bir de mobbingle nefes alan bir müdürüm var. Küçük bir ekibiz. Müdür kime kötü davranırsa, onlar da kötü davranıyorlar. Eveeett kim o şanslı? Tabi ki benim! Daha önce hiçbir iş deneyimi olmayan bomboş insanların egolarıyla uğraşıyorum. Önce satış personeli olarak işe girdim. Kısa sürede güzel satışlar yaptım, benden eski personeller yapamazken ben her ay satıyordum. Kendisi bu durumdan dolayı sinir krizleri geçiriyordu. Dedikodular, iftiralar, yalanlar… Başıma gelmeyen kalmadı. Sürekli iş tanımımı değiştirdi. İzin günlerimi değiştirdi. Yalakalarından birini bana düşman olarak yetiştirdi. Öyle ki hiçbir kişisel diyalog kurmadığım adam bana gelip ana bacı küfretmişti. Nefrete bakar mısınız? Favori personeli bu nedenle işten ayrılmak zorunda kalınca canım müdürüm mobbingin dozunu o kadar arttırdı ki bana çay demlettiriyor, bütün ayak işlerini bana yaptırıyordu. Diğer personeller bahçede sigara keyfi yaparken ben içerde bulaşıkları makineye diziyordum. Oranın en eski personeli olmama rağmen kıdem sırasını tam tersi şekilde işletiyor, insanların bana saygı duymasından rahatsız oluyordu. Sonunda artık hayatın bu kadınla uğraşmak için çok kısa olduğunu düşünerek o bataklıktan kurtulmayı istedim. Kendisine ve ekibine tutma garantili çok güçlü beddualar ederek adaya veda eden yarışmacı oldum. (Böyle insanların her iş yerinde olduğunu bildiğim için, mobbing mağduru okurlarımın da her yerde olabileceğini düşünüyorum. Sizi seviyorum)
İşe gitmeyi bıraktığımdan beri üzerimden nasıl bir yük kalktı tahmin edemezsiniz. Meğer mobbing ruhu ne kadar mahveden bir şeymiş. Nefes aldığımı hissettim. İnsanın istediği zaman uyuyabilmesi istediği zaman uyanabilmesi ne büyük özgürlükmüş. Rahat rahat sporuma gidiyorum, kuaföre gidiyorum, canım isterse bi cafede oturup yazı yazıyorum. Arkadaşlarımı görmek için istediğim zaman onların bulundukları şehirlere gidebiliyorum. Ve şunu anladım ki, insan kendi işini yapmalıymış. Kurumsal hayat sanırım benim için bitti. Asla o entrikalarla dolu ofislere geri dönmek istemiyorum. Zaten iş arkadaşlığı diye bir şey olduğuna inanmıyorum artık, güvendiğim insanlar tarafından özenle kuyum kazıldığı için kimseye güvenmemeyi tercih ediyorum. İstediğim tek şey, deniz kenarında sakin bir hayat yaşamak. Zor bir hayal değil. Hatta bunu yakın zamanda yapacağıma da inanıyorum. 1-2 sene içinde, hayalimdeki lokasyonda, minnoş evimde, hayatımın aşkıyla yaşıyor olacağım. Sabahları sahilde yürüyüş yaptıktan sonra denize gireceğiz. Kahvaltımızı yapacağız. Sonra evimize gidip çalışacağız. Akşamüzeri filtre kahvelerimizi ve kamp sandalyelerimizi alıp sahilde oturacağız. Canımız istediğinde dünyanın öbür ucuna gideceğiz. Böyle bir hayat istiyorum. Hayal olduğuna inanmıyorum. Bu benim gerçeğim olacak. Nasıl bu kadar kendimden emin yazıyorum bilmiyorum ama içimde öyle bir his var ki, sanki yazdığım her şey çoktan yaşanmış gibi. O kadar eminim yani olacağına! Bakalım bekleyip göreceğiz.
Evet şimdi hayatımın garip bir dönemindeyim. Hayallerim, planlarım… Her şeyi revize etmek zorunda kaldım. Şu an starbucksta filtre kahvemi içerken yazıyorum bu satırları. Canım istediği zaman kahvemi bitirip burdan direkt spora geçeceğim. İstersem orda saatlerce oturup insanlarla sohbet edebilirim, istersem boks dersine girebilirim, istersem spordan çıkınca alışveriş yapabilirim. Ben uzun zamandır sürekli bir şeyler ve bazı kişiler için fedakarlıklar yapmışım, kendimi farkında olmadan kısıtlamışım. Aman mutlu olsunlar, aman üzülmesinler, yok işe yetişeyim… Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmak, insanların sorunlarını çözmek, kendimden önce sevdiklerimi düşünmek meğer beni mahvetmiş. Şimdi bencilliğin özgürlüğünü yaşıyorum. İstediğimi yapacağım. Üzülen, sıkılan olursa bana eşlik etmeyebilir. Açıkçası artık pek umrumda değil.
Bu ay yeni dövmeler yaptıracağım. Şu an kafamda aslında 2 adet dövme var. Ben minimal dövme kadınıyım. Karşıdan bakınca çok dövmeli dövmeli görünmeyi sevmem. Vücudumun zarif bölgelerinde minimal dövmeler tercih ediyorum. Aslında önceden motto olarak benimsediğim son yıllarda tamamen unuttuğum bir cümleyi koluma yazdıracağım. Diğeri bana da sürpriz olacak, tasarımını mükemmel bir insana yaptırıyorum. Saçlarımı uzatıyorum. Antrenmanlarımdan istediğim sonucu alır almaz da göbeğime piercing yaptıracağım. (Sorry anneciğim) Yılbaşında yurt dışında olacağım. Duvarıma çok istediğim Fallen Angel tablosunu asacağım. Bunları yazarken kendimi ne kadar ihmal ettiğimi ve isteklerimi ertelediğimi hissettim şu an. Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! Unutmayın, hayat işten veya kariyerden ibaret değil. Çok geç olmadan anladığım bir gerçek bu, sadece sevdiğiniz işi yapın. Hayallerinizi ertelemeyin. Ben artık öyle yapacağım. O zaman ne diyoruz, kahveler içilsin siktirler çekilsin baccım!
