Duygularımız mı karakterimizi belirler yoksa karakterimiz mi duygularımızı? İçinde bulunduğum pek çok ikilemden biri de bu. Hayat her an insana farklı deneyimler yaşartır ve bunun sonucunda da tecrübelerle donatılırız. Kimi zaman ağlamaktan helak olduğumuz, kimi zaman mutluluktan havalara uçtuğumuz tecrübeler… Yaşadığımız her olay aslında karakterimizi bir heykeltraş gibi yontuyor, bize şekil veriyor. Seneler önce çok ağladığınız bir olaya şu an tepkisiz yaklaşıyor olabilirsiniz. Normalde sakin bir insanken artık sinirden masaları devirecek kadar gözünüz dönmüş olabilir. Ufacık bir şeyden gülme krizlerine girerken artık sadece tebessüm ediyor olabilirsiniz. Hayat böyle maalesef. Neye dönüşeceğimizi bilemiyoruz.
Adli psikologların ve kriminologların yıllardır süren bir tartışması var. Seri katiller doğuştan mı suça eğilimlidir yoksa yaşadıkları travmalar mı onları bu hale getirmiştir? Bu konuya bir netlik kazandırmak oldukça zor. Mesela annesi hayat kadını olan, mutsuz bir evde büyümüş bir çocuk büyüdüğü zaman kadınlara kötü davranıyor. Onlara işkence etmekten zevk alıyor ve günün birinde ilk cinayetini işliyor. Hep aynı tipte, ona annesini hatırlatan kadınları öldürüyor. Diğer tarafta sevgi dolu bir ailede normal hayat süren bir çocuk kedilere, köpeklere işkence etmeye başlıyor ve bundan zevk alıyor. İlerleyen yıllarda o masum hayvanlar üzerinde yaptığı şeyleri insanlara uygulamak istiyor ve ilk cinayetini işliyor. Bu durumda tecrübeler mi dersiniz genetik mi? Konu insan olunca bilinmeyen oldukça fazla şey olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sadece kendimden hareketle cevaplar üretebiliyorum.
Çocukluğumdan beri yaşadığım her olay karakterimi şekillendirdi. Bunu kabul edebilirim. Ancak olaylardan bağımsız, sanki doğumumla birlikte ruhuma yüklenen bir güncelleme paketim vardı. Henüz okuma yazmayı bile bilmiyorken, adalet kavramının anlamını dahi bilmezken hep adil olmaya çalışırdım. Haksızlığa uğrayan birini gördüğümde öfkeyle dolardım, o kişiyi savunmaya çalışır ona hak ettiğini vermek için uğraşırdım. Sen minicik bir kız çocuğusun nasıl adaleti sağlayabilirsin ki? Baktım kendi imkanlarımla istediğimi sağlayamadım o zaman da bunun karşılığını ödetmek isterdim. Yine kelime anlamını bilmediğim bir kelime olan intikam da paketime dahil olarak benimle dünyaya gelmişti. Mahallede top oynardık, takım lideri olan kişi sırf gıcıklık olsun diye beni seçmezdi mesela. Ertesi gün herkesten önce sokağa iner, gelen herkesle oyun oynamaya başlardım. Dün beni takımına seçmeyen kişiyi ben de ertesi gün oyuna dahil etmezdim. Beybi intikamlar. Ama verdiği haz bambaşka. Bir kara listem mevcut mesela, zamanında bana saf kötülükle yaklaşmış herkesin adı zihnime kazındı. Senelerce bana mobbing yapanlar. Eros’u dakikalarca tekmeleyen, Cezve’yi duvardan duvara vurarak öldüren katillerin adları. (Bu konuyla ilgili daha sonra uzuuun uzun konuşacağız) Ruhumun kodlarına işlemiş duygularımla başa çıkarken tanrı tarafından da bir hediye ile kutsandığımı düşünüyorum. Beddualarım tutuyor. İnanamazsınız. Kime içimden gelerek beddua ettiysem tuttu! Tanrı sanki intikam mintikam uğraşma güzel çocuğum, neyi lanetlersen ona vuracağım diyor. Artık karma mı dersiniz, tanrının adaleti mi, beddua mı bilemiyorum. Ama insan yaşattığını yaşamadan ölmemeli buna inanıyorum.
Ben bu blogu açmaya karar verdiğimde isimle ilgili çok düşündüm. Aklımda milyonlarca fikir uçuştu, bazen dalıp dalıp dakikalarca düşündüm. Bulduğum hiçbir isim içime sinmiyordu. Yok tek kelimelik olsun, aman yabancı olmasın Türkçe olsun vs vs. Mitoloji hem hayal dünyamı geliştiren hem de güzel kelimeler barındıran bir alan olduğu için acaba mitolojik bi şeyler mi olsa? Koskoca mitolojik evrende bana en çok hitap eden tanrıça geldi aklıma. Tabi ki Nemesis. Ceza ve intikam tanrıçası. Fikir etrafımdaki herkese klişe geldi, benden daha yaratıcı bir şeyler beklediler. Ama benim çok içime sindi nedense, enerjisi umut verdi. Bas bas bas al domaini dedim! Ve gönlümün sultanı internet alemindeki yerini aldı. Nemesis yazıyor, umarım nefes aldıkça da yazmaya devam edecek…
